Genç Kalmak İsteyenlerin Adresi: Figaro's

Hoş mekanı ve birbirinden ilginç ot yemekleriyle farklı lezzet arayanların adresi Figaro’s.  Yeşilköy’de bulunan sevimli lokantanın güler yüzlü sahibi Fatma Ana’nın ilginç, özgün, farklı olduğu kadar da sağlıklı ve leziz yemekleriyle her zaman genç kalacaksınız.  Köy kahvaltısı ise ayrı bir güzellik…

İstanbul Yeşilköy’de küçük bir lokanta olan Figaro’s, sarmaşıklar altında çardağı da olan bir ot yemekleri müzesi. Figaro’yu uzun yıllardır işleten Fatma  Özalkan’ın beyaz et ve balık ile envai çeşit otu bir araya getirerek yaptığı özgün yemekler, yeşili ıskalamayan sağlıklı beslenme seçeneği sunuyor. Akdeniz mezeleri, balık, soya, keçiboynuzu ve bir çok otlardan oluşan özgün menüsü ile Figaro’s farklı tatlar arayanların mekanı…

Selanik göçmeni bir aileden Fatma Özalkan dede-nine öğretileriyle ‘şifalı otlardan yaptığı yemekler’i tüm ilgili ve genç kuşağa aktarmak için çabalamaktadır. Fatma Özalkan, 20 yıl Almanya’da vejetaryen ve diyet yemekleri yapan bir restaurantta çalıştıktan sonra 1990’da Türkiye’ye dönerek halen ziyaretçilerine ev sahipliği titizliğiyle Yeşilköy’de oğlu ile beraber iki resraurant işletmektedir.

Menülerin çeşitliliğinin yanı  sıra faydaları ile dikkat çekmektedir. Haftanın tüm günü özellikle de hafta sonları aile ile gelinebilecek  özel mekanlardan biri haline gelmiştir. Özel sabah kahvaltıları (Köy kahvaltısı) müdavimler oluşturmuştur. Menüden bazı örnekler: Keçiboynuzu tatlısı, portakallı helva, ebegümeci çorbası, soya köftesi, ekmeği, ısırganlı börek, binbir çeşit gözleme ve salatalar, şifalı otlardan yapılan çaylar v.b. çok sayıda ilginç ve şifalı yemeklerle hizmetinizdedir.  

Foto Galeri

Müdavimler

Basında Biz



25 yıldır herkese ot yediriyor

Fatma Özalkan, Yeşilköy'deki Figaro's Restoran' da ot ayıklıyor.

Fatma Özalkan ya da Yeşilköy'ün Fatma Ana'sı, canlıların yediği her türlü otu sofraya taşıma becerisine sahip. Hatmi yaprağından yemek yapmak kimin aklına gelir?

Karpuz kabuğundan cacık, ayrık otundan şerbet!.. Onunla yeşil bir bahçede konuşmak ilham verici bir tecrübe; arkanızdaki dut ağacı, tepenizdeki sarmaşık bir anda nefis bir yemeğe dönüşebiliyor. Karahindiba otunun uzaklarda değil ayağınızın dibinde bittiğini fark etmek, domates tatlısının ardından bamya çiçeği çayı içmek isterseniz, Fatma Ana'nın mekânına uğrayın. O, her sabah saat altıdan akşama kadar orada; palmiyeli, kaplumbağalı bir bahçenin yanında herkese ot yedirdiği Figaro's Restoran'da...

Fatma Ana'nın bir bildiği var. Koluna hasırdan bir sepet takmış yürüyor. İstikamet; bir apartmanın arka bahçesi... Birazdan bize, 'ot görmemiş' apartman çocuklarına Yeşilköy gibi bir semtte, küçücük bir toprak parçasında bile kendiliğinden kaç şifalı ot büyürmüş, öğretecek. Maydanozdan, soğandan gayrısını zehirli bilen biz zamanelere günümüzü gösterecek. Bahçe hayli bakımsız, her yanı ayrık otu bürümüş. Aradaki yeşillikler, orada burada görüp de hiç yüz vermediğimiz hatta cahilane biçimde yabanî sandığımız otlar ihtimal ki birazdan gerçek kimlikleriyle görünecek. İşte radika, sepetteki yerini aldı, yanında akrabası karahindiba, ikisi de karaciğer dostu, küllüce tıpkı ıspanak gibi pişiyor, bir köşede öyle mütevazı duran yara otu nam-ı diğer sinirli ot, ülsere, basura iyi geliyor. Bir dakika, Fatma Ana ayrık otlarını da mı topluyor ne? E, bir bildiği var demiştik en başında. Ayrık otunun kökünden sadece süpürge yapanlar talihine yansın. Hani şu, çiftçinin baş belası, arsız yüzsüz ayrık otu bağırsakları pek güzel süpürüyor, böbrekleri pir-ü pak ediyormuş meğer. Dönüş yolunda, el kadar bahçenin sunduğu nimetlerle kendimizden geçmiş yürürken, okkalı bir kelam ediyor ana ve hepimizi yere seriyor: "Eh evladım, Allah hep ayağımızın dibinde bitirmiş bu otları ki, şifasından mahrum kalmayalım."

Fatma Ana'nın bir ot sever olduğu, sevmekle yetinmeyip engin bir ot bilgisine sahip bulunduğu ve bu bilgiyi insanlığın hizmetinde kullanmak istediği az buçuk anlaşıldı; ama yetmez. Uzun etmeden diyelim; o, 25 yıldan bu yana Yeşilköy'de ot yemekleri pişiren bir restoran işletiyor. Otları, komşu evlerin arka bahçesinden toplamıyor elbette, bu tecrübenin bize küçük bir ders vermek gayesiyle yaşandığını ve pek de yarayışlı olduğunu bir kez daha belirtelim. Otlar ona, uzak köylerden el arabalarıyla geliyor bazen, kimi zaman da o, otlara gidiyor; ama temiz yeşilliklerle arasındaki mesafe günden güne büyüyor. Eskiden Florya'ya kadar uzanan temiz sahillerde ve ormanlarda ot avına çıkarken şimdi ta Kavaklı köyüne gitmesi icap ediyor. Yetmiş yaşında bunca zahmet peki neden?

Şimdiki Gürpınar, eski adıyla Anarşa olan bir beldede, on beş yaşına kadar üzerine hiç güneş doğmamış bir babaanne elinde büyümüş olması önemli bir etken. Babaanne 'yok' demeyi bilmeyen, bir avuç unla bir evi doyurabilen bir kadın... Bugün restoranına gelip de işsizlikten, parasızlıktan dert yanıp, 'elde avuçta yok' diyen kadınlara öfkelenmesi de bu yüzden: "Ne ayıp şey bunlar! Bize böyle öğretmediler. Bir tane soğan bulsam hem çorba yaparım hem yemek. Yok diye bir şey yok. Allah öyle bir doğa vermiş ki her şey var. Ama siz on liralık gelirle yüz liralık yaşamak isterseniz her şey her zaman yok olur." Babaanne hem yenilikçi hem tutumlu bir ilham perisi; torununun domates yaprağı, karpuz kabuğu, sarmaşık gibi akla hayale gelmez yeşilliklerden yemek icat etmesinde onun payı büyük.

Fatma Ana'nın icatçı yönü ona hatırı sayılır bir şöhret kazandırmış olsa da mutfak çalışanları "Artık yeter!" diyor. Uzun yılların sonunda hazırlanan menü, minik sürprizlerle değişmesin diye komplo kurmuşlar anaya, mutfaktan el etek çektirmişler. Bugün hafif bir iftar için Figaro's'un kapısını çalacak olsanız neler yiyeceğinize bir göz atalım: "Envaiçeşit ot, balıklı, tavuklu ya da etli karışımlar, her mevsim farklı otlarla hazırlanan yoğurtlu Selanik salatası, sacda otlu yumurta, pazı köklü ve ısırganlı gözleme vs..." Bir de sipariş üzerine yapılan yemekler var; Osman Müftüoğlu'nun köşesinden çok sağlıklı diye duyurduğu karpuz kabuğu, kaplumbağaların gözde gıdaları arasındayken, Fatma Ana'nın elinde çorbaya, zeytinyağlıya, cacığa ve tatlıya dönüşmüş. Hatmi yaprağı yemeği ve taze dut yapraklarına sarılmış sebzeli köfte de tıpkı karpuz kabuğu gibi isteğe bağlı yemekler arasında. Bu kategorideki renkliliği kavramak için Fatma Ana'nın bir cümlesini duymak yeterli aslında: "Hayvanlar ne yiyorsa hepsinden yemek yapabilirim size." u.akagunduz@zaman.com.tr

***

Dedem doksan yaşında ceviz ağacının başındaydı

Figaro's Restoran, hem Yeşilköy civarındaki restoranların vejetaryen müşterilerine tabak tabak ot yemeği gönderiyor, hem de etsever müşterilerini başka bir lokantaya kaptırmıyor. Etsiz yemeğe yemek demeyen yurdum erkeğini, otlu et yemekleriyle pusuya düşüren Fatma Ana, muzipçe fısıldıyor: "Erkeklere çaktırmadan ot yediriyorum." Aslında ona kalsa, her sebzeye ille de et karıştırmak yanlış bir tutum. Özellikle de nohut, mercimek, kuru fasulye gibi protein değeri yüksek sebzelere. Onun zamanında dedeler, bir gün soğan aşı, diğer gün bulgur aşı yer; ama doksan yaşında cevizin başından inmezmiş.

Pratik ve sağlıklı tüyolar

Kredi kartlarıyla manav alışverişine çıkıp pırasanın sapını, marulun yaprağını budayan kadınlar, gücenmezlerse şayet sözü Fatma Ana'ya bırakalım:

Sebzelerin bütün faydası güneş gören yerinde olur.

Lahananın dıştaki atılan yapraklarını alın, güzelce yıkayıp bir baş soğan ve bir havuçla şöyle bir çevirin. İçine bir avuç bulgur, varsa domates katın, güzel bir yemek olsun.

Mercimeği ıslatırsanız filizlenir. O filizleri kesip salata yapabilirsiniz. İlle de soya filizi peşinde koşmaya gerek yok.

Evde ısırganın kurusu varsa bir demet ıspanak ya da pazıya o kuru ısırgandan katın. Şayet varsa taze ısırganı da öylece yemek yapmak yerine bir parçasını ıspanağa karıştırmak daha iyi olur. Isırganı baharat gibi ovalayarak çorba üzerine de serpiştirebilirsiniz.

ZAMAN

İletişim